Sepetinizde toplam 0
ürün bulunmaktadır.

Deyimler ve Öyküleri | Takım 7 Kitap

Deyimler ve Öyküleri | Takım 7 Kitap

Selim Gündüzalp

Zafer Yayınları

Sepete Ekle

Türkçe'nin, deyimler yönüyle zengin bir hazineye sahip olduğu şüphesizdir.Hepimiz konuşmalarımızda ve yazılarımızda bu hazineden faydalanırız, ama çoğumuzun, kullandığımız deyimlerin kaynağından habersiz olduğu da bir gerçek.Bunun en önde gelen sebeplerinden biri, bu deyimlerin ilk kullanıldığı durum ve olayların öykülerine ulaşabileceğimiz derli toplu bir çalışmanın hali hazırda bulunmayışıdır.İşte 'Deyimler ve Öyküleri' dizisi bu sahadaki eksikliği gidermek amacıyla hazırlandı. 'İkinci Öykü Dizisi' okuyucularını, merakla izlenecek, neşeli bilgilerle dolu bir yolculuğa çağırıyor.
Deyimler ve Öyküleri - 1
Deyimler ve Öyküleri - 2
Deyimler ve Öyküleri - 3
Deyimler ve Öyküleri - 4
Deyimler ve Öyküleri - 5
Deyimler ve Öyküleri - 6
Deyimler ve Öyküleri - 7
Kitaplardan Bölümler
BİR GÜN KÖROĞLUNUN atını çalmışlar. At da atmış hani. Çok kıymetli, çok akıllı yağız bir küheylanmış. Biçare Köroğlu, atını bulmak için diyar diyar dolaşmış. Nihayet İstanbul'da bir at pazarında kendi atını bulmuş. Satıcılar Köroğlu'nu tanımıyorlarmış. Köroğlu ata talip olmuş. 'Hele bir bineyim ama' demiş. 'Bir bakalım bu küheylan rahat mıdır?'
Köroğlu'nu daha yanına varır varmaz, kokusundan tanımış olan hayvan, o üzerine biner binmez şimşek gibi koşup gözden kaybolmuş. Tozun dumanın ardından naralar atan satıcı, öfkesinden köpürmüş de köpürmüş. Etraftaki kalabalık arasından kulağı kesik bir ihtiyar; 'Atı alan Üsküdar'ı geçti oğul' demiş. 'O yiğit, bu kısrağın gerçek sahibi olan Köroğlu'nun ta kendisi idi.
ORTA YAŞLI BİR BİR BEY, için berbere gitmiş. Berberin koltuğuna oturur oturmaz sormuş: Usta söyle bakalım, saçımıza düşen aklar çok mudur, az mıdır? Berber, umursamaz bir tavırla cevap vermiş: Eh işte beyim, şöyle böyle ağarmış amma pek fazla sayılmaz. Bu cevap beyin merakını daha da arttırmış: Yahu, benim yaşım daha kırk bile değil. Ağarmışsa, üç beş tel anca ağarmıştır diye düşünüyordum. Sen ise, şöyle böyle ağarmış dedin. Hele iyice bir bak, demiş. Berber, yine aynı umursamaz tavırla: Yahu beyim, bırazdan saçını traş edeceğim. O zaman önüne dökülür, sen de ak mı kara mı, görür anlarsın demiş.
Sultan II. Mahmut zamanında bir Halet Efendi varmış. Pek kurnaz, pek zalim ve hırslı bir adam imiş. Böyleyken, saray efredı arasında tanıdışığı, seveni çokmuş. Sözü dinlenir, dileği yerine getirilirmiş. öyle ki, koskoca sadrazam bile onun kadar hükümet işlerinde etkili olamazmış. Nice, devlet adamının canına okumuş, sürdürmüş, katlettirmiş, görevinden aldırtmış.
Aynı zamanda şairliği de olan ve hatta kendisinden geriye bir divan da kalmış bulunan Halet Efendi, pek çok şairi, sanat ve ilim adamını korumasına da almışmış. Ancak, düşmanı ve muhalifi olanın vay haline!
Bir gün, konağının bahçesindeki incir fidanlarının söktüğünü gören hazırcevap bir dostu kendisine şöyle demiş:
'Aman muhterem! Atmayınız o incir ağaçlarını, lazım olur size, birinin ocağına dikersiniz.'
İşte bu Halet Efendi de, her fani gibi geçip gitti. Ardından iyi söyleyenler olduysa da, kötülüğünü görenlerin söyledikleri daha ağır bastı. Onlardan biri de Arif Paşa'dır ki, Halet'in ölümü ardından şu meşhur dizeleri söylemiştir:
'Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur;
(Tanıtım bülteninden)

Kullanıcı yorumları

  • Bu kitap için henüz yorum yapılmamıştır.
Yorum yapın
Arkadaşınıza tavsiye edin
Hata bildirim

Bu sayfayla ilgili bize iletmek istediğiniz görüşlerinizi aşağıdaki formdan gönderebilirsiniz.

Kitap bilgilerinde hata var
Sayfada teknik hata var
Kitap fiyatı çok yüksek
Kitap resimi hatalı
Diğer *