Sepetinizde toplam 0
ürün bulunmaktadır.

Dünya Bir Gölgeliktir

Dünya Bir Gölgeliktir

Fethi Naci

Yapı Kredi Yayınları

Değirmen deresi bölük bölüktür
İçerde cigerim delik deliktir
Dünya dedikleri bir gölgeliktir

Ünlü eleştirmen Fethi Naciden okurlarına, yeni bir anılar demeti...

75 yıllık onurlu bir yaşamdan dönüp bakılınca hatırlananlar; zamanın solduramadığı fotoğraf kareleri; zihne kazınmış yüzler... Mehmet Ali Aybar, Yaşar Kemal, Memet Fuat, Yılmaz Güney, Atila Ergür, Enver Aytekin, Ferruh Doğan, Şükran Kurdakul, Orhan Pamuk ve Turhan Gürkan gibi daha yakındakiler için kadrajlanmış portreler...
TADIMLIK

1951de Sultanahmet Cezaevi avlusunda: Aziz Nesin, Cenap Karakaya, Necdet Eker, Enver Aytekin ve Fethi Naci Askerliğimi epey geç yaptım. Daha önce de yazmıştım: İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneğinin bütün kurucularını ve yönetim kurulu üyelerini yeni iktidar Demokrat Parti 1951 baharında tutuklatmıştı. Altmışı aşkın öğrenciyi ve öğrenimini tamamlayarak çalışmaya başlayanları tutuklamışlardı. İstanbulda bulduklarını İstanbulda, Anadoluya dağılmış olanları Anadolunun değişik şehirlerinde yakalayıp Sultanahmet Cezaevine yolluyorlardı. Yeni iktidarın ilk amacı, 141. ve 142. maddeleri ağırlaştırmak, düşünce özgürlüğünü neredeyse ortadan kaldırmaktı. İşlenmiş tek suç yoktu. Nitekim çok ilginç bir olay yaşandı: Tutuklananlar arasında bulunan Moris Gabay, 500 lira kefalet vererek tahliye edilmişti. Bildiğim kadarıyla nakdî kefalet ödeyerek tahliye edilen ilk komünist Moristi. (Doğrusu bu tahliyeye en çok ben sevinmiştim: Moris tahliye edilince, rahmetli Vahdettin Barut Morisin yatağının hapishaneden çıkarılmasını önlemiş, ben de ot yataktan lüks yatağageçmiştim. Annemin Giresundan yolladığı yatak hapishanede yok, daha doğrusu iç edilmişti.) Tutuklanan arkadaşların hepsi bir buçuk - iki ay içinde tahliye edilmişti. Ben de bir buçuk ay yattıktan sonra tahliye edildim. İktisat Fakültesini Sümerbankın verdiği bursla okumuştum. Ankaraya gittim. İlgililerle konuştum. Kimse bir şey söylemiyordu. Giresundan başka gidecek yer yoktu. Ama geceleyin yürürken, evine giden bir çocuğun babasına Baba, komünist ne demek? diye sorduğunu, ya da Suhip dayımın manifatura mağazasında çalışan Ethem âbinin Yüzeceksen tenha yerlerde yüzme! uyarısını duydukça bir an önce kapağı İstanbula atmak istiyordum. Giresunda dört ay kalmıştım ve sınıf arkadaşım (ortaokuldan) Orhan Çulfazdan başka kimse benimle konuşmaya yanaşmıyordu. O günlerde ilkokuldan bir arkadaşım bana küçük bir muhasebe işi verdi, bir ay kadar çalışıp yol parasını ve biraz da cep harçlığını denkleştirir denkleştirmez soluğu İstanbulda aldım. Askerliğimi yapmak için Dernek Davasının sona ermesini bekliyordum. Ortalıkta suç muç yoktu ama dava sona ermeden askere gitmek tehlikeliydi; arkadan gönderilen dosyalar yedek subay olmayı olanaksız kılabilirdi. Ayvansarayda, bir çeltik ve bulgur fabrikasında, muhasebeci olarak çalışmaya başladım. (İşletme hocamız Prof. Ahmet Âli Özeker bize muhasebeyi çok iyi öğretmişti.) Hapishanede pek çok arkadaş tanımıştım. O günlerde arkadaşlar Yeryüzü dergisini çıkarmaya başlamışlardı. Sultanahmet Hapisanesindeki bazı arkadaşlar edebiyatla uğraştığımı biliyorlardı. Bana, Sen de yaz! dediler. Ben de Oktay Deniz takma adıyla yazmaya başladım. Dernek Davası sürdüğü için kendi adımı kullanmak istemiyordum. Yeryüzü, polis baskısıyla kapatıldı. Ardından Beraberi çıkardık, o da polis baskısıyla kapatıldı. (O yıllarda polisin yöntemi pek basitti: Dergiyi basan matbaaya giderler, matbaa sahiplerine şöyle bir görünürlerdi. Bundan sonra matbaacıların o dergiyi basmaları düşünülemezdi!) Yeryüzü ve Beraberde edebiyat yazılarından çok siyasal yazılar yazıyordum. Edebiyat yazıları yazabileceğim dergi pek yoktu. Elimde hazır bir yazı vardı, Beraber için yazmıştım: Yazarın gerçeğe bakışı. O yıllarda daha çok gençlerin yazılarını yayımlayan bir dergi çıkıyordu Ankarada: Kaynak. Yazıyı Kaynaka gönderdim. Yayımlanan ilk Kaynakta yazımı görmek beni yazma konusunda yüreklendirdi. Ardından Ataçtan bir yazı gelmez mi! ...Yepyeni bir ad benim için. Bu yazısına gelince, ilgiyle okudum, beğenerek okudum. Bay Fethi Naci bir konu üzerinde şöyle yüzeyden düşünmekle, öteden beri ağızlarda dolaşanları söylemekle yetinmiyor, bir araştırma seziliyor onda, derine gitme özeni seziliyor... (Yeni Ulus, 31 Aralık 1953) Ataçın yazısının bana yazma şevki verdiğini söylemem gerek. Eleştiriler birbirini izledi. Yazdıklarımı derleyerek İnsan Tükenmez, adıyla yayımladım. Yıl, 1956. Ve sonra o yıllar için doğal bir sonuç: 142. maddeden mahkemeye veriliş... İstenen ceza 7.5 yıl! Üç ceza hukuku hocası (Sulhi Dönmezer, Nurullah Kunter, Naci Şensoy) iki defa rapor verdi: Kitapta komünizm propagandası var! Neyse, sonunda edebiyatla da ilgilenen bilirkişilerin katılımıyla beraat ettim. Böylece hukukî pürüzleri hallettikten sonra 1958in yaz döneminde yedek subay okulunun yolunu tuttum...

(Tanıtım bülteninden)

Kullanıcı yorumları

  • Bu kitap için henüz yorum yapılmamıştır.
Yorum yapın
Arkadaşınıza tavsiye edin
Hata bildirim

Bu sayfayla ilgili bize iletmek istediğiniz görüşlerinizi aşağıdaki formdan gönderebilirsiniz.

Kitap bilgilerinde hata var
Sayfada teknik hata var
Kitap fiyatı çok yüksek
Kitap resimi hatalı
Diğer *