Sepetinizde toplam 0
ürün bulunmaktadır.

Eski Ustalar

Eski Ustalar

Thomas Bernhard

Yapı Kredi Yayınları

Sepete Ekle

Thomas Bernhardın son dönem romanlarından Eski Ustalar ilk kez Türk okurunun karşısına çıkıyor. Yazarın 1985 tarihli bu çalışmasında, önceki kitaplarından bildiğimiz anlatım bütünlüğü ve yoğun dil enerjisi dikkat çekiyor.
Yazarın sıradışı sanat anlayışının yanında, devlet, aile, basın, eğitim gibi pek çok konudaki görüşleriyle son derece sarsıcı bir kitap var karşımızda.
Bernhardın YKYden daha önceden çıkan Odun Kesmek (1999) ve Bitik Adam (2000) gibi son dönem romanlarına Eski Ustalar ile nefes kesen bir yenisi daha ekleniyor.
1999 yılında yine YKY tarafından yayımlanan Odun Kesmek adlı roman, Bernhardın yapıtları arasında bir dönüm noktası oluşturuyor. Kitabın 1984te Avusturyada çıkmasıyla mahkeme süreci başlar ve Bernhard, kitabını bu ülkede yayımlamama kararı alır. Eski Ustalar romanı ise bu karardan bir yıl sonra ilk kez Almanyada yayımlandı.
Eski Ustalarda ilk göze çarpan, yazarın Avusturya devleti ve kültür kurumlarına karşı giriştiği mücadele. Devletin ve onunla çıkar ilişkisine girmiş sanatçıların ikiyüzlü sanat anlayışlarından aile kavramının sahteliğine ve hatta Viyananın rezil tuvaletlerine kadar uzanan geniş çaplı bir karşıtlık bu. Gazetecilerin yolsuzlukları örtbas etme becerisi de Thomas Bernhardın eleştiri oklarından nasibini alıyor.
Bernhardın Eski Ustaları, gerçek ve ağır bir edebiyat örneği. İyi edebiyat özlemi çekenler de dahil, herkes kendini korusun!
TADIMLIK
Regerle Sanat Tarihi Müzesinde saat on bir buçukta sözleşmiş olmama karşın, uzun zamandan bu yana kararlaştırdığım üzere, onu bir kez olabildiğince uygun bir açıdan, tedirgin olmadan gözlemleyebilmek için saat on buçukta oradaydım, diye yazıyor Atzbacher. Onun, Bordone Salonunda Tintorettonun Beyaz Sakallı Adamının karşısında, kadife kaplı bankın üzerinde öğleden önceleri tutulmuş yeri olduğundan, ki dün bana orada Fırtına Sonatını açıkladıktan sonra Füg Sanatı üzerine, Bach öncesinden Schumann sonrasına kadar diye adlandırarak verdiği konferansı sürdürdü ve bu arada giderek Bachdan değil de daha çok Mozarttan söz etme keyfine kapıldı, ben, Sebastiano Salonunda durmalıydım; hiç hoşlanmadığım halde Tizianoya tahammül etmek zorunda kalarak, Regeri Tintorettonun Beyaz Sakallı Adamının önünde gözlemleyebilmek için, hem de ayakta durarak, ki bu kötü bir durum sayılmazdı, çünkü ben oturmaktan çok ayakta durmayı yeğlerim, özellikle de insanları gözlemlerken ve oldum olası insanları ayakta oturarak olduğundan daha iyi gözlemlemişimdir, Sebastiano Salonundan Bordone Salonuna bakarken en iyi görüş açısını kullanarak gerçekten de bankın arkalığının bile engelleyemediği Regerin profilini, dün gece çıkan fırtınadan mutlaka etkilenmiş olarak siyah şapkasını başından hiç çıkartmadan oturduğu halde görebildim, yani Regerin tamamen bana dönük olan sol profilini, böylece Regeri bir kez hiç tedirgin edilmeden gözlemleme kararım başarılı olmuştu. Reger (kışlık paltosu içinde) dizlerinin arasına sıkıştırılmış bastonuna dayanarak, bana göründüğüne göre tamamen Beyaz Sakallı Adamı seyretmeye yoğunlaşmış olduğundan, Regeri gözlemlerken yakalanma korkum asla yoktu. Salon hizmetlisi Irrsigler (Jenö!), ki Regerle onu otuz yılı aşkın bir ahbaplık bağlıyordu ve ben de (yirmi yılı aşkın bir süre) onunla bugüne kadar iyi bir ilişki içindeydim, yaptığım bir el hareketiyle Regeri bir kez olsun tedirgin edilmeden gözlemleme isteğimden haberdar olmuştu ve bir saat şaşmazlığı içinde her göründüğünde, sanki ben orada yokmuşum gibi davrandı, tıpkı o, yani Irrsigler, görevini yerine getirerek, girişin ücretsiz olduğu bu cumartesi günü anlaşılmaz derecede az olan galeri ziyaretçilerini, o bildik, ama onu tanımayanların sevimsiz buldukları biçimde kontrol ederken Reger orada değilmiş gibi davrandığı gibi. Irrsigler, bilindiği üzere tüm münasebetsizliklerle donanmış müze ziyaretçilerini ürkütmek için müzelerdeki bekçilerin kullandıkları usandırıcı bakışa sahip; onun ansızın ve hiç ses çıkartmadan herhangi bir salonun köşesinden çıkagelip kontrol yapması onu tanımayanlar için gerçekten mide bulandırıcı; gri, kötü dikilmiş, ama sonsuzluğa kadar alınyazısı olmuş üniforması, siyah, büyük düğmelerle iliklenmiş olmasına rağmen, cılız gövdesinden aşağıya tıpkı bir giysi askısından sarkar gibi sarkıyor ve aynı gri kumaştan dikilmiş başındaki armalı kasketiyle devlet tarafından görevlendirilmiş sanat yapıtları muhafızından çok, cezaevlerindeki gardiyanlara benziyor. Irrsigler, onu tanıdığımdan beri hep aynı solgunlukta, oysa hasta değil ve Reger onu onlarca yıldan beri otuz beş yıldır Sanat Tarihi Müzesinde görev yapan bir devlet ölüsü diye adlandırıyor. Otuz altı yıldan daha fazla bir zamandan beri Sanat Tarihi Müzesine gelen Reger, Irrsigleri göreve başladığı ilk günden beri tanıyor ve onunla tamamen dostça bir ilişki içinde bulunuyor. Bordone Salonundaki bankı sonsuza kadar garantilemek için yalnızca ufak bir rüşvet vermem gerekti demişti Reger yıllar önce. Reger, Irrsiglerle otuz yıldan bu yana ikisi için alışkanlık haline gelen bir ilişkiye girdi. Reger Tintorettonun Beyaz Sakallı Adamıyla yalnız kalmak istediğinde, ki seyrek değildi bu, Irrsigler Bordone Salonunu ziyaretçilere kendiliğinden kapatır, sonra kendisi hemen koridorda dikilir ve kimseyi geçirmez. Regerin bir el işareti yapması yeterlidir, Irrsigler Bordone Salonunu kapatır, Bordone Salonunda ayakta duran ziyaretçileri Bordone Salonundan dışarıya çıkartmaktan çekinmez, Reger öyle istediği için. Irrsigler, Bruck an der Leithada marangozluk eğitimini tamamlamış, marangoz çıraklığını almadan hemen önce polis olmak için marangozluktan vazgeçmiş. Polis örgütü Irrsigleri fiziksel zayıflıktan ötürü reddetmiş. Yirmidört yılından beri Sanat Tarihi Müzesinde bekçi olan bir dayısı, ona Sanat Tarihi Müzesindeki, Irrsiglerin dediğine göre en az paralı, ama en emin işi bulmuş. Irrsigler polis örgütüne de, sırf polislik mesleğinde de giysi sorunu çözülür göründüğü için girmek istemiş. Yaşam boyu aynı giysinin içine girmek ve bu yaşam boyu giysiyi devlet sunduğu için kendi parasıyla ödemek zorunda kalmamak ona ideal görünmüş, onu Sanat Tarihi Müzesine getiren dayısı da böyle düşündüğünden bu idealle ilgili olarak poliste ya da Sanat Tarihi Müzesinde işe girmesi açısından bir ayrım olmamış, gerçekten de polis daha fazla ödüyormuş, ama Sanat Tarihi Müzesindeki iş buna karşılık polis hizmeti ile karşılaştırılamazmış, Sanat Tarihi Müzesindeki işten daha çok sorumlu, ama aynı zamanda da daha kolay bir hizmeti Irrsigler düşünemezmiş. Polislik hizmeti her gün yaşamsal tehlike, Sanat Tarihi Müzesindeki iş ise tehlikesizmiş, diyor Irrsigler. Mesleğindeki tekdüzeliği düşünmemek gerekirmiş, o bu tekdüzeliği seviyormuş. Günde kırkla elli kilometre arası yürüyormuş ki bu sağlığı için, örneğin polislik işinde ana meşgalenin sert bir büro koltuğunda ömür boyu oturmaktan oluşmasından çok daha yararlıymış. Normal insanlar yerine müze ziyaretçilerini daha severek izlermiş, çünkü müze ziyaretçileri ne de olsa sanat zevki olan, daha yüksek kişilermiş.
(Tanıtım bülteninden)

Kullanıcı yorumları

  • Bu kitap için henüz yorum yapılmamıştır.
Yorum yapın
Arkadaşınıza tavsiye edin
Hata bildirim

Bu sayfayla ilgili bize iletmek istediğiniz görüşlerinizi aşağıdaki formdan gönderebilirsiniz.

Kitap bilgilerinde hata var
Sayfada teknik hata var
Kitap fiyatı çok yüksek
Kitap resimi hatalı
Diğer *