Sepetinizde toplam 0
ürün bulunmaktadır.

İstanbul ve Pierre Loti

İstanbul ve Pierre Loti

Abdülhak Şinasi Hisar

Yapı Kredi Yayınları

Sepete Ekle

Abdülhak Şinasi'nin Pierre Loti'nin İstanbul'daki izini sürdüğü ve Türklerle dostluğunu ortaya koyduğu İstanbul ve Pierre Loti, yıllar sonra yeniden Loti'nin İstanbul fotoğrafları eşliğinde okurla buluşuyor.
TADIMLIK
Pierre Loti'nin pek çok sevdiği suprême kelimesine yakın, vaktiyle, çok kullanılmamakla beraber, bâzan duyduğumuz âksâ kelimesi vardı ki, en uzak, en sonunda mânâsına gelerek, Extrême Orient (Âksâyı Şark) dediğimiz zaman, Şarkın en uzağı demek olduğu gibi 'suprême' kelimesindeki en üstün, en sonuncu mânâsının delâletiyle bir akrabalığı duyulur. Suprêmes visions d'Orient'da Şarkın en âksâ görüşmeleri, sonuncu ve en ehemmiyetli görünüşleri mânâsına delâlet ederdi.
Loti'nin halâvetli kitabı şahsî bir ruzname şeklinde yazılmıştır. İlk kısımları, Umumî Harpten evvel Fransa'da o zamanın en meşhur ve makbul bir mecmuası sayılan Illustration'da neşredilmeğe başlamışken, 1914'de, Loti 64 yaşındayken, Harb-i Umumîde vazife alınca mabadı intişare devam edememişti. 1921'de yine Fransa'nın en eski ve muteber La Revue des deux mondes mecmuasının 15 Ağustos, 1 Eylül ve 15 Eylül 1921 tarihli nüshalarında basılmıştı.
Bu kitap, Loti'nin İstanbul'da 1910'da üç aylık, sonra 1913'te iki aylık hayatını bir ruzname şeklinde ihtiva etmekle hem 1910, hem 1913 İstanbul hayatımızın nice hâtıralarını yaşattığından bu parçaları, mecmuanın nüshalarında basıldıkça onları o zamanki gündelik İleri gazetesinin üç nüshasında icmâl ile üç yazı neşretmiştim.
Loti, İstanbul'a getirttiği oğlu Samuel Viaud ile birlikte, tam eski İstanbul mahallesinde bir müddet yerleşmek istiyorlar. Loti, zâbit Kemal Beyin Divanyolu'ndaki evini kiralıyor. Yazık ki bu mukavele pek verimli olmuyor. Zira o baba ve oğul bu günleri birer bayram günü duyarken bir ramazan akşamı, Loti, hastalanarak, Fransız Hastahânesine girmeğe mecbur oluyor. Orada biraz iyileşince, onlar, yine, bayram çocukları gibi, her gördüklerine alâka duyarak gezinmek için, Eyüp Sultan'a gidiyorlar. Loti, her gördüğünü, her duyduğunu canlandıran bir kalemle kaydediyor. Onun, bilhassa memleketimizden bahsederken, her yazdığı sihirli bir şiir oluyor. Bizim gibi Garplılar da onun bu te'sirine tâbi oluyorlar ve kendisinden daima 'l'enchanteur' diye bahsediyorlar.
Loti, cami avlularını; cami kenarlarında dem çeken güvercinleri; sokaklarda gezinen leylekleri; minarelerin hizalarında, başlarını sallayan uhrevî servileri; beyaz sarıklı ve beyaz sakallı insanların oturdukları küçük kahvehânelerin sessizliğini; bu mezar taşlarının dostluğu yanında dolaşan bu müşterilerin hayatla ölüme karışan sözlerinin sulh ve sükûnetini; ramazan gecelerinde ışıklarla kutsileşen minarelerin güzelliklerini söylüyor. Loti'nin ömrümüzü hissedişini beğenip sevenler onun bu eserini yine eskileri kadar duyacaklardır.
Loti'nin hastalığı biraz yorulmakla çoğaldığından tekrar Fransız Hastahânesine giriyor. Orada nice günler yattıktan ve tekrar iyileştikten sonra, artık Divanyolu'ndaki eve giremiyor. Zira ev sahibi evin kendisine iade olunmasını istiyor.
Loti, nekâhat devresini, Ortaköy'de Fransız konsolosunun bahçeli evinde geçiriyor. Bu, yalnız kaldığı saatlerde, Boğaziçi'ne nazır bu evde, 'yazın bittiğini, Şarkın bittiğini, hayatın bittiğini ve herşeyin zevâl bulduğunu' doyasıya bir hüzünle seyredip duruyor. Burada, başladığını duyduğu ölümün karşısında meyus kalarak bütün eserlerinde bu elemi aksettirmiş olan Loti her zamanki meyus şiirine müessir bir câzibeyle kapılıyor.
Loti, 'Tophâne'de, 26 yaşında iken şüphesiz birçok kereler oturduğum bir kahvehâne peykesi üstündeydim. Tophâne'nin çeşmelerine, camilerine, demir parmaklıklarına takılmış olan bütün gençlik hâtıralarımı kim söyleyecek?' diyor. Yine Tophâne'den bir vapura binerek memleketine dönüyor. İstanbul'dan giderken onu bir daha görebileceğinden şüpheye düşüyor.
Halbuki, Pierre Loti, bundan üç sene sonra da, Harb-i Umumîden bir sene evvel, ve Balkan Harbinden sonra, sulh henüz resmen daha imza edilmemişken 1913'te tekrar İstanbul'a avdet ediyor.
Ömründe, belki kırkı mütecaviz büyük seyahatler etmiş; isyanlar, ihtilâller, hükümdarlar, imparatoriçeler görmüş; ücra yerlere varmış; nice mâbetleri seyretmiş olan Loti'nin herşeye rağmen genç ve hayata ne kadar bağlı kalarak kendisine ait şeyler için nasıl hassas olduğunu ve bizim de aynı zamanda kendimizi seven misafirlerimize muhabbetimizi duyurmakla ne kadar iyi ettiğimizi gösteren bu kitapta müessir sahifeler bulunuyor.
Loti, kendisine bu defa yapılan istikbâl resminden pek mütehassis oluyor. Vapur gelince, rıhtımda büyük bir kalabalık, birçok polisler görülüyor. Yeşil yapraklı büyük saksılar, yerlere dizilmiş halılar var. Bu merasim acaba hangi büyük zât için olacak? Kendisiyle İstanbul'a beşinci defa olarak beraber gelen sâdık Fransız hizmetçisi Osman, kendisine, 'Sanırım ki, bütün bu gördüklerimiz hep sizin için, kumandan!' diyor.
Filhakika vapura, padişah ve şehzâdeler taraflarından gönderilen paşalar, murahhaslar, imamlar, dervişler, Arap softaları geliyor. Bunların hepsi de kendisini arıyorlar.
Aşağıda, Hazine-i Hassâ'nın arabaları kendisini bekliyor. O, karaya ayak basar basmaz sevgili İstanbul'un, sevimli halkı kendisini alkışlıyor. Kendisi için bir çatananın hazır bulunduğu Tophâne İskelesine kadar, iki sıra selâma duran askerler arasından geçiyor. Hattâ İstanbul hamallarının gönderdikleri ayrı bir heyet var. Ve kuvvetli ellerini çırparak onlar da kendisini alkışlıyorlar.
Tophâne'de vaktiyle, münzevi, kimsenin tanımadığı küçük bir zâbit gibi kaç defa, kimsenin haberi olmadan, vapurlara girip çıktığı bu Tophâne'den şimdi askerler kendisini selâma dururlarken bir alkış tufanı içinde padişahın güzel çatanasına bindiğini kaydediyor. Yarım saat sonra Rumeli Hisarı'nın eski kaleleri, servileri ve mezarları karşısında Kandilli'ye dostlarının yalısına iniyorken bunun o zamanki Bâbıâli Müşâvir-i Adlisi Kont Ostrorog'un yalısı olduğunu biliyoruz. Ertesi günü, sadrazam, kendisi dâvetle, evine gelmesi için, üç çifte kayığını gönderiyor. Bu muhteşem kayığa bindiği sırada, kendisini Fransa'dan getirmiş olup Kara Deniz'de yoluna devam eden vapur, önünden geçerek, kendisini bayrağıyla selâmlıyor.
O gece kendi şerefine bir mehtab âlemi tertip ediliyor. Eski zaman esvaplarını giymiş sekiz hamlacının ayakta kürek çektikleri büyük bir pazar kayığı yalıya yanaşıyor. Kayık Loti'nin şerefine Türkçe bir yazı teşkil eden kandillerle donanmış; içinde mahallenin bütün âyân ve eşrafı ve imamları bulunuyorlar. Loti onlar arasında halılar ve yastıklar üstünde oturuyor. Hattâ kendisine bir nargile getirip veriliyor. Loti: 'Eski Şark ölmedi ve işte nazik birtakım eller onu, benim şerefime, yeniden canlandırabilmişler.' diyor. Geceyarısına kadar devam eden bu seyran içinde kendisini bir eski zaman padişahına benzetiyor. Anadolu sahilindeki bazı köyler şerefine donatılmış. Bizim de bildiğimiz ve hatırımızda kalan Boğaziçi'nde bu mehtab âlemi bile bu eserde canlı ve güzel bir sahife ile aksetmiş görünüyor. Bütün bunlar Loti'nin kitabında güzel ve müessir birer sahife teşkil ediyor.
Sonra Loti, üç gün içinde, Edirne'ye gidiyor. Ve 'hatırımdan hiç silinmeyecek' dediği bir ziyaretle tekrar İstanbul'a dönerek bir müddet daha burada kalıyor. Bütün bu ruzname güzel ve bâzan da muhteşem sahifelerden mürekkep ve bunların bâzıları bize teşekkürle bizim dostluğumuz, safvetimiz ve kibarlığımızın methiyeleriyle doludur. Bütün bu sahifelerde birçok manzaralarımızın güzelliklerini, birçok âdetlerimizin asâletini ve bütün hayatımızın bir ecnebi kalbine nasıl aksettiğini lezzetle görüyoruz. Bütün bu yazılar bâzı Türklerin yazdıklarından ne kadar daha millî bir his ve zevk taşıyor!
Bir gün Loti, pek sevdiği Beykoz Çayırına, yalnız olarak gezmeğe gidiyor. Yağmura tutularak bir kahvehâneye giriyor. Halk kendisini tanıyarak, hakkında beslediği muhabbet ve hürmetle etrafını kuşatıyor. Şirket vapuruna giderken yolcular kendisini birbirlerine tanıttıkları için de, Kandilli iskelesine indiği zaman, vapurda yüzlerce el kendisini alkışlıyor. Ve Loti 'Dünyada şükran hissini bu kadar şiddetle duyan hangi millet vardır?' diyor.
Loti, Tarabya'daki Fransız Sefarethânesi'ne gidiyor. Sefarethânenin yan yana iki yalısının biri henüz yeni bir yangınla yanmış. Sefire kendisini harabede gezdiriyor, ve o, 'Eyvah! Türkiye'de sevdiğim şeylerin çoğu bu akıbete uğrayacak. Mademki ‘terakki' denilen değişiklik ‘Grécaille'la birlikte Şarkın mâzisini imha etmek için birleşiyor!' diyor.14
O gece, Loti, Kandilli'deki camiye gidiyor ve 'Bu küçük duâ mahallinde dindarların huşu hisleri İstanbul'un büyük ve muhteşem camilerinden daha çok insanın nazarına çarpıyor!' diyor.
Ertesi günü 'Türk dostları' gelip kendisini Kandilli'den alarak İstanbul'da ikamet etmesi için hazırlanan eve götürüyorlar. Bu ev padişahın Topkapı Sarayından gönderttiği eşyalarla döşenmiş. Bu evde asûde, sâkin, müsterih, tatlı bir Müslüman hayatı yaşanılıyor. Sabahları, Anadolu kıyafetlerindeki satıcılar kâh bir şarkıya benzeyen bir âhenkle sattıklarını haykırıyorlar, kâh sattıklarını bir mûsıkî âletine benziyen bir âlet sesiyle duyuruyorlar. Ve onlardan başka hiç kimse bu yoldan geçmiyor. Ancak, kâh 'kaftanlı' ve sarıklı bir adam, sessizce gelerek, bu küçük kafesli evlerin birine dalıyor. İki kız çocuğu mehtap gecesinde kapılarının önlerinde dolaşarak ötesine uzaklaşmaktan çekiniyorlar. Loti 'Bu ölmüş mahalle içinde asırlar sanki hiç geçmemiş gibi!' diyor.
Evin yemek odası, birinci katta. Hep alaturka olan yemekler altun sahanlar içinde getiriliyor. İkinci katta, pencerelerin önünde sedirler, duvarlarda levhalarla tamamıyla alaturka bir salon var. Bu arka tarafa nazır olan odaların pencerelerinden insanın birdenbire ne kadar yüksekte, bir 'şahin yuvasında' bulunduğu görülüyor. Nazar, buradan Haliç'e, Fener ile Balat'a karşıki kıyıda Hasköy'e hâkim. Loti, bundan tâ 36 sene evvel İstanbul'a ilk geldiği zaman Hasköy'de ikamet etmiş ve Selânik'ten avdet eden Aziyade'sini burada istikbal etmiş. 'Orada hiçbir şey değişmemiş. Hergün bu şimdiki evimden, tâ karşımda ve hattâ altımda gibi duran Hasköy'ün küçük camii önündeki eski evimi, ve eski zamanda bu gizli evime avdet ettiğim akşamları, helecanla bastığım o aynı eski tahta kayık iskelesine nice defalar basmıştım,' diyor.
Geceleri, yemekten sonraları, oğlu ile feslerini giyerek Fatih Meydanı'na gidiyorlar. Cami önündeki ağaçlar altında Mustafa'nın kahvehânesinde oturarak, kâh arada bir tek cümle söyleyerek nargilelerini çeken sarıklı ve hayalperest birkaç yüz kişinin aralarına karışıyorlar. 'Fatih Meydanı etrafında bütün İstanbul ramazan ihtişamına dalmış. Tekmil minareler ışıktan taçlarını taşıyorlar. Ve birisinden ötekine kurulan sayısız küçük kandillerin teşkil ettiği mahyalar parlıyor.' Loti, bekçilerin sopasını, eski İstanbul'un klâsik sesini dinleyerek, evine dönüyor. Bu sıcak yaz geceleri uyuyamadığı zamanlar, yıldız ışıklarıyla parıldar gibi esrarlı görünen tenha yolu görmek için açık pencerenin kafesini kaldırıyor. Kendisini, Bulgar kundakçılarından muhafaza eden gece nöbetçisi sabaha kadar dolaşıyor. Sabah olunca fevkindeki cami minaresinden üstlerine ezan sesleri duyuluyor.
Kadir gecesi Yenikapı Mevlevihânesinin şeyhi, kendisini iftara davet ediyor. Loti'nin binlerce sahife teşkil eden eserlerinden kaç yere dağılmış bu güzel sahifeler bulunmakla beraber bunların da en güzel sahifelerden biri olduğuna hiç şüphe kalmıyor. Loti, tekkede en evvel iftarda bulunur. Taamhânede usûl ve adab ile yenilen yemeği anlatıyor. Mevlevihânenin şeyhinin ismini söylemeden methediyor. 'Dervişlerin şeyhi hâlâ genç, malûmatlı, asrî meselelerden haberdar olan bir zât. Lâkin mevkiinin iktiza ettirdiği gibi, eski zaman Türklerinin asaletini ve sakin nezaketini muhafaza etmiş.' O, zaman Yenikapı Mevlevihânesi şeyhi Bâki Efendi idi.
Loti, mukabelehânede, bir seccadenin üstüne çömelerek 'dervişlerin raksı' dediği sema'ı seyrediyor. Dervişler, sükût içinde, birer birer gözleri inik ve elleri göğüsleri üstünde dayalı, eski Mısır mumyalarının vaziyetinde, geliyorlar. İlk önce rüya içinde gibi hareket ediyorlar. Yavaş yavaş kolları açılıyor, ve büsbütün açılınca başlarını biraz marazî görünen bir zarafatle omuzlarının üstüne eğerek, o zaman dönmeğe başlıyorlar. İlk önce tatlı ve yavaş ve sonra gitgide açılan bir süratle dönüyor, onlara refakat eden mûsiki de gûyâ eski zaman içinde dönüyor gibi duyuluyor. Mukabelehânenin önünde sandukalarında yatan eski şeyhler gûyâ sikkeleri altında canlanıp âyini seyreden başlar tarzında görünüyorlar; ve dervişler dönüyor, dervişler ruhlarını ilâhî bir iklime varmak için başkalarının dönmesini isteyen bu dervişler dönüyorlar. Ve onlara bakanların da başları dönüyor; hiç durmadan dönen dervişlerin döne döne düştükleri bu vecde Loti de, onlara sükûtla bakarken, gözleriyle dönüşlerine iştirak ediyor. Dervişler yorulup birer birer bitap yerlere kapandıkları zaman kendisi de aynı yorgunluğu, onların yorgunluğunu duyuyor.
Loti, başka bir gece, Padişah'ın dâvetiyle Topkapı Sarayında şerefine verilen bir iftarda bulunuyor. 'Le Vieux Sérail!.. Le nom de ce lieu unique au monde a pris à lui quelque chose d'important et de presque terrible!'15 diyor. Eski Saray dediği bu Topkapı Sarayı ve karşısındaki Asya topraklarına hâkim göründüğü Avrupa'nın bu sonuncu noktası olan Sarayburnu'ndaki hemen hemen beş asırlık bir zaman, önlerinde bütün dünyanın titrediği padişahlarımız artık tahayyül edemeyeceğimiz bir ihtişam içinde burada yaşamışlardı. 'Hazine-i Hassâ'sıyla, asırdide servileriyle, çinileriyle, mermer köşkleriyle, müebbet bir sükût içinde yatan mezarlıklarıyla, kimsenin artık ziyaret edemediği, tarihle uğuldayan bu azîm diyar içinde, Loti, burada, ayrı ayrı rastlanan köşkleri hem binbir gece sarayları gibi görmüş, hem de gözlerimizi başdöndürücü bir ittisâ ile rûhu mestedecek kadar incelmiş bir zevkin 'serleri' gibi görmüş bulunuyor.
Bütün bu yazılarında buraya ait kıymetli kayıtlar arasında tashih edilebilecek bir hayli teferruat da vardır.
Kendisi Topkapı Sarayından ayrılırken yemeğe iştirak eden bir Saray memuru kendisine 'Biliyor musunuz? diyor. 'Zat-ı şahâne sizin burada ikametinizi arzu buyuruyorlardı. Kendilerini bu fikirlerinden biz vazgeçirdik. Zira burada ikamet sizin için pek kasavetli olacaktı. Geceleri buralarda dolaşan hayaletler çok!..' ve Loti de bir şey daha itiraf ediyor. 'Heyhat! demek ki sahiden burada ikamet edebilecekmişim. Som gümüşten masamla altın sahanları buraya getirtebilecek, birkaç gün için ben de buraların sahibi olabilecekmişim! Artık böyle bir fırsat bir daha katiyen ele geçmez!..' diyor.
(Tanıtım bülteninden)

Kullanıcı yorumları

  • Bu kitap için henüz yorum yapılmamıştır.
Yorum yapın
Arkadaşınıza tavsiye edin
Hata bildirim

Bu sayfayla ilgili bize iletmek istediğiniz görüşlerinizi aşağıdaki formdan gönderebilirsiniz.

Kitap bilgilerinde hata var
Sayfada teknik hata var
Kitap fiyatı çok yüksek
Kitap resimi hatalı
Diğer *