Sepetinizde toplam 0
ürün bulunmaktadır.

Yüzler ve Yürekler

Yüzler ve Yürekler

Aydın Boysan

Yapı Kredi Yayınları

Sepete Ekle

Mizah ve gezi kitapları, gazete yazıları ve televizyonların sohbet programlarıyla çok sayıda okur ve izleyicinin tiryakisi olduğu Aydın Boysan, Yüzler ve Yüreklerde, başta kültür ve sanat hayatımızın önde gelen simaları olmak üzere hayatına girmiş 100den fazla insanın, hatları sevgi ve vefa duygusuyla vurgulanmış portresini çiziyor.
Vehbi Koçtan Nejat Eczacıbaşına, Yaşar Kemalden Cevat Çapan ve Fethi Naciye, Hasan Pulurdan Duygu Asenaya, Haldun Tanerden Zeki Alasya ve Metin Akpınara, Türkan Şoraydan Gönül Yazar ve Sibel Cana, Adnan Kahveciden Mesut Yılmaz ve Bedrettin Dalana, Ali Ulviden Turhan Selçuk ve Ferruh Doğana, Gazi Yaşargilden Tarık Minkariye, Bedia Muvahhitten Gülriz Sururiye, Elif Naciden Cihat Buraka ve Mesut Cemilden Orhan Gencebaya... hemen hepsi bizlerin de hayatına girmiş, kendi alanının temsilcisi konumundaki insanların, Aydın Boysanın eksilmez yaşama sevinci perspektifinden anlatıldığı kitap, Boysanın gezilerinden izlenimlerle tanımadığımız ama son derece ilginç simaları da tanışımız kılıyor.
Kitapta yer alan 100ü aşkın fotoğraf ise, anılan kişileri ilk kez hayatın içinden yansıtmaları bakımından gerçek birer belge niteliğinde.
TADIMLIK
Haslet Soyöz
Haslet Soyözle yaş farkımız, 34 yıl. Bana göre, gencecik adam. Ama ne hoş ki, biz Hasletle, eski dostuz. Çeşitli arkadaş grupları içinde, birlikte olduk. Birbirimize ısındık.
Karikatürlerin esprisini de, çizimini de, seviyor ve beğeniyorum. Tarık Minkari ile ikisi, Cerrah Çelebi dizisiyle, hoş bir resimli anlatım biçimi tutturdular. Hasletin çizdiği Tarık, o denli tipikleşti ki, ben artık Tarıkın yüzünde, yalnız Hasletin çizimlerini görür gibi oluyorum.
Bir sabah saatinda, benim terasımda söyleşiyoruz. Haslet anlatıyor: Yaptığımız işin karşılığını alamıyoruz. Bu karşılık, okurun tepkisidir. O yok... Ama yine de kendi hayatıma baktığımda, iyi ki bu mesleği yapıyorum diyorum.
Senin işin, yarattığın eser açısından olduğu gibi, geniş kitlelere hitap edebilme açısından da hoş. Üstelik karikatür, o denli hoş bir iş ki, yazıya benzemiyor.
Yazan için de, bakan için de, zekâ isteyen bir iş...
Zaten o anda kavramamışsa bakan hiç kavramaz. Karikatür, tekniği açısından yazıya da hiç benzemez; yazı uzun uzun anlatır da, ancak ondan sonra birkaç sözcükle vurur.
Karikatür yazının anlattıklarının, bütününü, birden ortaya koyar diyor Haslet. Ekliyorum:
Ve kafaya sokar.
Ben karikatür sanatçılarımızı övüyorum: Türkiyede pek çok iş, uluslararası kalitede değil... Oysa karikatür, uluslararası kalitede. Haslet bu görüşe, biraz uzak duruyor:
Ben yine de, bu iş fazla mı abartıldı acaba diyorum. Sanırım bu hikâye biraz da bizden önceki kuşaklardan ağabeylerimizin aldıkları ödülleri fazlaca abartmalarından doğdu. Sanki, Oscar alıyormuş gibi yaptılar... Ödül vermek ve almak, alışkanlık oldu, rutinleşti... Böyle ödül, Ôbir şeyin göstergesi değil...
Sonra da, eklemeden duramıyor:
Benim gençliğimde abartıyla övdüğüm birçok ustanın, o büyük ödülleri alan ustalarımın, yaşamlarına bakıyorum, ortaya önemli bir zekâ ürünü koyduklarını pek göremiyorum.
Haslet hemen, bir değerlendirme yapıyor:
Karikatürist doğuştan yeteneğini, beyniyle yoğuran bir filozof olacak... Zaten ancak o zaman, uluslararası değer kazanabilir. Turhan Selçuk filozoftur. Tonguç Yaşar, filozoftur. Eflatun Nurinin de, filozof yanı vardır.
Soruyorum: Övdüklerini, çok kısa kesmedin mi?
Bazı konularda, dobra dobra konuştuğum için, sevenim olduğu kadar sevmeyenim de var. Ama bu benim huyum. Ben kendimi de, aynı biçimde eleştiriyorum. İçtenlikle davranmayan, hiçbir şey yapamaz.
Karikatürde, çizim ifadesinin de çok güçlü olması gerekiyor?
Ancak çizim, geliştirilebilen bir Tanrı vergisidir. Bir insan 20 yaşında nasıl çiziyorsa, 50 yaşında da aynı şeyi çizmemeli. Bu yalnız karikatür sanatçısı için değil, yazı sanatçısı için de geçerli. O da kendini geliştirmeli...
Haslet, ilginç bir görüş ileri sürüyor:
Sanatçıya en çok darbe vuran şey, alkıştır. Onun büyüsüne kapılan, ileri doğru bir adım atamaz. Gazete karikatürcüsünün bir çeşit alkışı da, paradır. Çok fazla para alandan, çok iş beklememeli.
Amma benzettin ha!..
Öyledir ya! Gayret etmez... Niye çalışsın ki... Yazı işlerinde çalışanlar için de durum böyle... En fazla para alan, en çok cıvıtandır.
Haslet, sürekli siyasi karikatür yapmaya, pek sıcak bakmıyor:
Aslında ben, siyasi karikatürü, çok sevdiğimi söylemeliyim. Çok etkisi olan siyasi karikatürlerim de, oldu. Örneğin, Tansu Çillerin, yüzsüz çizimleri var. Ben sorunları, daha serbest anlamda anlatmayı seviyorum.
Haslet hobbylerini seviyor:
İnsanı hayata bağlayan, çok şey olmalı. İnsanlar yalnız, kendi mesleğini yapmamalı! Katılıyorum:
Ömrünü, yalnız kendi mesleği sınırları içinde geçiren insan, kurumaya mahkûm... Yalnız yaşamında değil, mesleğinde de kurumaya doğru yol alıyor. Kişisel ufkunu genişletmeyen meslek sahibi, yan disiplinlerle işbirliğinde bile aksıyor.
Bambaşka konularda meraklanıp, o konuda çok detaylı bilgilere sahip olmak bile, çok güzel bir şey... Hayata, böyle şeyler bağlıyor zaten.
Haslet, işini nasıl yaptığı konusunda diyor ki:
Ben işimi, gazete sınırları içinde bırakmayı seviyorum. İşimden çıktıktan sonra, asla elime kalem alıp bir şey çizmem. Ben de farklı düşünmüyorum: Biz, tatil yapmanın da ne demek olduğunu ve ruhsal yararları nedeniyle zorunlu olduğunu, henüz öğrenemedik. Akşamüstü olsun, haftalık-yıllık tatillerde olsun, kafadan müzminleşmiş iş konularının tortularını temizlemeden, beyin iyi çalışamıyor. Bizde, haftanın yedi günü, günde 14 saat çalışan politikacıyı överler. Oysa bilmezler ki o adam, çoktan mankafa olmuştur. Yalnız bedensel mekân değiştirmeler değil, ruhsal mekân değiştirmeler de, borç.
Hasletin, boyuna sigara tazelemesine, takılıyorum:
Sen, günde kaç sigara içiyorsun?
Üç paket... Ama ben de senin gibi, 50 yaşında bırakacağım. Dört yıl kaldı.
Haslet! Gençliğinin kıymetini bil!
Yapma be Abi! Ne gençliği?
O da ne demek?... Sana bunu söyleyen, 80 yaşında.
Sadelik konusundaki düşüncelerimiz, yaklaşıyor. Haslet diyor ki:
Sanatta zor olan, basiti bulmak... Ne fazla, ne eksik... Zor olan bu!
En sade olanın, en güzel olduğunu anlatmak zor... İlkel insanlar-gelişmemişler, ancak anlamadıkları şeye hayranlık besliyorlar. Mimari biçimlerde de... Mobilyada bile... Niye, stil mobilya kullanıyorlar? Karmaşıklığa hayranlık duydukları için.
Fizik kanunlarının da, matematiğin ve geometrinin de felsefesi, aynı kapıya çıkıyor. Örneğin iki nokta arasındaki en kısa çizgi, bir doğrudur... Ve doğru da tektir. Başka doğru yoktur. Basit olan da odur.
Haslet de ben de, çiçek meraklısıyız. İkimiz de gece yatmadan, çiçeklerimizi gözden geçirip, sanki hatırlarını soruyoruz. Sabah da ilk işimiz, yine çiçeklere bakmak... Her sabah gördüğümüz büyük değişikliklere, meğersem ikimiz de hayran olurmuşuz da, bunu kimseye söylemezmişiz.
Her çiçeğin, ötekilerden büsbütün bağımsız bir kişiliği olduğunda, anlaşıyoruz.
(Tanıtım bülteninden)

Kullanıcı yorumları

  • Bu kitap için henüz yorum yapılmamıştır.
Yorum yapın
Arkadaşınıza tavsiye edin
Hata bildirim

Bu sayfayla ilgili bize iletmek istediğiniz görüşlerinizi aşağıdaki formdan gönderebilirsiniz.

Kitap bilgilerinde hata var
Sayfada teknik hata var
Kitap fiyatı çok yüksek
Kitap resimi hatalı
Diğer *